rss

Coğrafya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Coğrafya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

         Evcil hayvanların ürünlerinden ( et, süt, yumurta, bal, yün, deri) ve gücünden yaralanmak için üretilmesi ve yetiştirilmesi faaliyetine denir. İnsanın ekonomik faaliyetleri içinde önemli yeri olan hayvancılık beslenmenin temel taşlarından biridir. Dengeli beslenmede hayvan ürünlerinin maddesi olan protein önemli yere sahiptir. Ayrıca hayvanlardan elde edilen yün, deri ve diğer ürünler dokuma endüstrisi başta olmak üzere pek çok sanayi dalına hammadde sağlar. Tarımsal faaliyetler arasında yer şekillerimizin engebeli olduğu yörelerimizde hayvanların gücünden yararlanılır.

1. Tektonik Depremler: İç kuvvetlerin neden olduğu gerilimlerin boşalması ile meydana gelen yer kabuğu hareketlerinin yol açtığı sarsıntılara Tektonik Depremler adı verilir. Gerek şiddet gerekse etki alanı bakımından en önemli ve en yıkıcı olan depremlerdir. Yeryüzünde olan depremlerin % 90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir.

Akarsular

Yeryüzünün şekillenmesinde en büyük paya sahip dış güç akarsulardır. Yüzey sularının eğimli bir yatak içinde toplanıp akmasıyla akarsu oluşur. Akarsular küçükten büyüğe doğru dere, çay, öz, ırmak ve nehir şeklinde sıralanır. Bir akarsuyun doğduğu yere akarsu kaynağı, döküldüğü yere akarsu ağzı denir. Bir akarsu, birbirine bağlanan küçük, büyük, dar veya geniş birçok koldan oluşan bir sistemdir. Bu sistemin en uzun ve su bakımından en zengin olan kolu ana akarsudur.

Akarsu Havzası (Su Toplama Alanı)
Akarsuyun tüm kollarıyla birlikte sularını topladığı bölgeye akarsu havzası denir. Bir akarsu havzasının genişliği iklim koşullarına ve yüzey şekillerine bağlıdır.
Akarsu havzaları iki bölümde incelenir :
Açık Havza : Sularını denize ulaştırabilen havzalara açık havza denir. Örnek : Yeşilırmak, Kızılırmak, Yenice, Sakarya, Susurluk, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Aksu, Göksu, Seyhan, Ceyhan, Fırat, Dicle Çoruh
Kapalı Havza : Sularını denize ulaştıramayan havzalara kapalı havza denir. Kapalı havzaların oluşmasındaki temel etken yer şekilleridir. Sıcaklık ve nem koşulları da kapalı havzaların oluşmasında etkilidir. Örnek : Van Gölü Kapalı Havzası, Tuz Gölü Kapalı Havzası, Konya Kapalı Havzası, Göller Yöresi Kapalı Havzası, Aras, Kura
UYARI: Sularını Hazar Denizi’ne boşaltan Aras ve Kura ırmakları kapalı havza oluşturur.

Uzun yıllardır başta tarihçiler olmak üzere bir çok yazar, araştırmacı ve sanatkarlar “Dünyanın en güzel yapıtı hangisidir ?” sorusuna cevap aramıştır. Dünyanın 7 harikası kavramı ise ilk kez M.Ö 5. yüzyılda tarihçi Heredot tarafından ortaya atılmış ancak gerçekleştirilememiştir. 300 yıl sonra yani M.Ö 2. yüzyılda Sidon’lu Antipatros “Dünyanın Yedi Harikası Üzerine” adlı eserle yedi harikayı sıralamıştır ve bu liste günümüzde de “Dünyanın Yedi Harikası” olarak kabul edilmektedir. Listede yer alan yapıtlar şunlardır;
1. Keops Piramidi
2. Babil’in Asma Bahçeleri
3. Artemis Tapınağı
4. Zeus Heykeli
5. Rodos Heykeli
6. İskenderiye Feneri
7. Bodrum (Halikarnas) Mozolesi

Günümüzde bu eserlerden sadece Keops Piramidi ayakta kalmayı başarabilmiştir. Diğerleri yangın, deprem gibi etkiler sonucunda yokolmuş ya da yokolmaya yüz tutmuştur.


a. Keşiflerin Sebepleri:

 Bilinmeyen  şeylere ve yerlere merak duyulması, en eski çağlardan beri insanlığın tabii bir duygusu idi. İlk çağlarda, dünyanın çok küçük bir bölümü tanınıyordu. Uzak bölgelere gezi yapanları anlatıp yazdıkları daima heycan uyandırmaktaydı. Orta çağda, Avrupa’dan Uzak doğu’ya giderek , çin’de kubilay kağa’nın  yanında kalan Marko polo’nun  verdiği  bilgilere çok kimse inanmamıştı. Ibn Batuta, ibn Fablan  gibi islam gezginleri de, “bilinmeyen” ülkelere geziler yaparak, gördüklerini kaleme almışlardı. Bunların doğruluğu anlaşıldıkça, “yeni” ülkelere duyulan merak daha arttı. Keşiflerin birinci sebebi budur.Avrupa’nın islam ülkelerine karşı giriştiği Haçlı seferleri, görünüşte dini bir nitelik  taşıyordu. Hedef, kutsal kudüs şehrini, Müslümanların elinden kurtarmaktı. Fakat, aslında Doğu’nun zenginlikleri, o çağda yoksul sayılacak Avrupa’nın  gözlerini kamaştırıyordu. İki yüz yıla yakın süren haçlı seferleri, İslam  dünyasındaki bolluğu ve refahı, Avrupa’nın daha yakından tanımasına sağladı. Bu varlıklı hayata duyulan özen, Avrupa’da yeni gelir kaynaklarının araştırılması çığrını açtı. Bunu yolu ticaretten geçiyordu. Özellikle hindistan’dan Avrupa arasındaki ticaret yolları, başta Türkler olma üzere, Müslümanların elindeydi. Bu yüzden avrupalı tacirler, her uğrak yerinde yüksek vergiler ödemek zorunda kalıyorlardı. Bu yüzden, birçok malın Avrupa’ya maliyet çok artıyordu. Şu halde, yeni yollar aranması ve bulunması gerekli hale gelmiştir. İkinci sebep de budur.     Hemen tamamıyla Hıristiyan  olan Avrupa, kilisesinin ağır baskı altındaydı. Papalığın rızası alınmadıkça, yeni topraklara açılmak zordu. Bu bakımdan, erişilecek yerlerde Hıristiyanlığın yayılması da  göz önünde bulunduruluyordu. Bu da, dini bir sebep oluşturuyordu.

     Barutun ve topun kullanılmasıyla ortaya çıkan güçlü krallıklar, ticari alanda birbirleriyle rekabete başlamışlardı. Uzak doğu’ya yeni yollarla ulaşmak, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin zengin mallarını kendileri taşımak için yeni yollara ihtiyaç duyuyorlardı. Bu ise, ancak yeni keşiflerle sağlanabilirdi.

     Coğrafya keşiflerinin yapılabilmesi için, elverişli bir bilim ortamına da girilmişti. Dünyanın düz değil, yuvarlak olduğu gerçeği Müslümanlardan öğrenilmişti. Dünya yuvarlaksa, doğu’ya doğru değil, batıya doğru da gidilerek  aynı yere (Hindistan’a) ulaşılabilirdi.

      Bunu yapabilmek için teknik imkanlar da elde edilmişti. Pusula, rüzgar gülü gibi aletler bunlar arasındaydı. Ayrıca, açık denizlerin fırtınalarına dayanıklı büyük ve sağlam gemilerde yapılabiliyordu.

b) Başlıca Keşifler:

Yüzeyleri ölçmek için kullanılan ölçülere, alan ölçüleri denir. Alan ölçüleri de metre sistemine göre düzenlenmiştir. Alan ölçüleri birimi metrekare'dir. Bir metrekare, bir kenarı bir metre uzunluğunda olan bir karenin alanıdır. Metrekare, yazıda, kısaltılmış olarak m2 işaretiyle yazılır. Metrekarenin katları ve askatları vardır. Metrekarenin katları yüzer yüzer büyür, askatları yüzer yüzer küçülür. Metrekarenin askatları:

Bir metrekareden daha küçük yüzeyler, metrekarenin askatları ile ölçülür. Metrekarenin askatları, bir metrekarenin 100, 10.000, 1.000.000 eşit parçaya bölünmesiyle elde edilmiştir. Metrekarenin askatları, yüzer yüzer küçülürler.

Metrekarenin askatları şunlardır:


Şiddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pek çok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir. Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır :

Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.

Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.

Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.

Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.

Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.

MSK Siddet Cetveli

I- Duyulmayan: Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler. 

II- Çok Hafif: Sarsıntılar yapıların en üst katlarında bulunan az sayıda kişi tarafından hissedilir.


1941 yılında Ankara'da toplanan Birinci Coğrafya Kongresi, uzun süren çalışmaları sonunda Türkiye'yi yedi coğrafi bölgeye ayırmıştır. Adı geçen kongrenin çalışma larında; Türkiye'nin üç tarafının denizle çevrilmiş olması, uzun kenarları boyunca kıyıya paralel dağ sıralarının bulunuşu, bu dağların yüksek, ama az engebeli olan orta kesimi deniz etkisinden ayırması, bu yüzden kıyı şeridiyle iç kesimler arasında iklim, doğal bitki örtüsü, tarım çeşitlerinin dağılımı ve bunların ulaşım sistemlerine ve konut tiplerine etkisi gibi etmenler göz önünde tutulmuş ve Türkiye'nin dört kenar bölgeyle üç iç bölgeye ayrılması mümkün olmuştur. Tespit edilen yedi bölgeden ilk dördü ne komşu olduğu denizin adı verilmiştir (Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri). Diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki yerlerine göre adlandırılmıştır (ıç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri).Türkiye dünyanın önemli deprem kuşaklarından biri olan AlpHimalaya kuşağı üzerinde yer almaktadır. Ülkeyi baştan başa kateden Kuzey Anadolu fayı başta olmak üzere, Türkiye'de daha çok sayıda aktif fay bulunmaktadır. Kuzey Anadolu Fayı üzerinde son yüzyılda, 1939'da Erzincan'dan başlayan ve doğudan batıya doğru, fay parçaları boyunca düzenli bir seyir izleyen 7 büyük deprem olmuştur. 17 Ağustos 1999 tarihinde, merkez üssü İzmit olan 7.4 şiddetindeki son Marmara depremi de, Kuzey Anadolu fayının Doğu Marmara bölümünde gerçekleşmiştir. "Asrın felaketi" olarak nitelendirilen Marmara depremi, 1939 Erzincan depreminden sonra Türkiye tarihinin en büyük depremidir. Türkiye'nin en fazla nüfus yoğunluğuna sahip geniş bir bölgesinde meydana gelen Marmara depremi, en fazla İzmit, Yalova, Sakarya ve Bolu illerinde olmak üzere İstanbul, Eskişehir, Bursa ve Zonguldak gibi çevre illerde de çok sayıda can kaybı ve hasara yol açmıştır. 15 binin üzerinde kişinin hayatını kaybettiği depremde, 25 bini aşkın bina yıkılmış, 200 bin civarındaki konut ve işyeri de hasar görmüştür. Depremden hemen sonra harekete geçen Türk hükümeti, depremin yaralarını sarmak için seferber olmuştur. Başta Almanya, ısrail, Yunanistan ve Rusya olmak üzere toplam 83 ülke kurtarma ekipleri ve çeşitli yardım malzemeleri göndermiş, depremden zarar görenlere yardım amacıyla Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde, gerek hükümetler gerekse sivil toplum örgütleri bünyesinde yardım kampanyaları başlatılmıştır. Deprem sonrasında meydana gelen bu uluslararası dayanışma ve duyarlılık, Türk halkının tamamı tarafından takdir ve şükran duyguları ile karşılanmıştır

İç Anadolu Bölgesi

1. Çevre Sorunları
Çevre sorunları, insanların yaşadıkları doğal ortamı bozmaları ile ortaya çıkar. İnsanlar kendilerine daha iyi yaşama koşulları sağlamak için çevreye zarar verirler.
Ülkemizde özellikle büyük şehirlerde kalitesiz yakıt kullanımından dolayı hava kirliliği meydana gelmektedir. Fabrikalardan ve evlerden çevreye atılan bazı maddeler (poşet gibi) toprak kirliliğine neden olur.
Özellikle sanayi bölgelerinin yakınındaki kentlerin kanalizasyonları akarsular, deniz ve göllerin kirletilmesine neden olmaktadır. Ayrıca gemilerden boşaltılan bazı maddeler ve deniz kazaları bu kirlenmeyi artırmaktadır.
Su ve toprak kirliliğine neden olan maddelerin bir kısmıda katı atıklardır. Katı atıklar; plâstik maddeler, cam ürünleri, metalik maddeler (konserve ve meşrubat) ve ağaç ürünleri (kağıt, karton gibi).
Özellikle büyük kentlerde arabaların motor ve klakson gürültüleri ile bazı eğlence yerleri ve bazı iş yerleri de gürültü kirliliğine neden olmaktadır.

Çevre sorunlarının çözümünde bize ve devlete düşen görevler;
  • Ormanlarda izinsiz ağaç kesmeyip, ateş yakmamalıyız.
  • Fabrikaların zehirli atıkları ve kanalizasyon suları akarsulara, göllere ve denizlere akıtılmamalıdır.
  • Çöpleri rastgele çevreye, akarsulara, göllere ve denizlere atmamalıyız.
  • Kaliteli yakıtlar kullanmalıyız.
  • Çevre sorunlarının çözümü için sivil toplum kuruluşlarına yardımcı olmalıyız.
  • Çevre sorunlarının önlenmesi için devletin çeşitli zorunluluklar getirmesi gerekmektedir.
  • Çevre bakanlığı daha aktif bir şekilde çalışmalıdır.
  • Yerel yönetimler çevre sorunlarına daha fazla ilgi göstermelidir.
2. Doğal Afetler ve Korunma Yolları